27 Ekim 2015 Salı

Okunması gereken bir yazı

İbret verici bir hikayenin nakledildiği bu yazının okunmasında fayda vardır. Bu milleti aptal yerine koyanların, artık bunu yapamayınca kendi ülkelerine ihanet etmeye başlamalarını da daha iyi anlıyoruz. Yazarın da dediği gibi bu hikaye bile bir zamanlar bu ülkenin nasıl talan edildiğine dair yeterli ipucunu vermektedir. 
A. Edip Yazar
Bu bağlantıyı tıklayarak yazıyı okuyabilirsiniz.

19 Haziran 2015 Cuma

İnsafa davet

Bu ülkenin ekmeğini yiyip her türlü haklarından faydalanan bir kısım insanların (!), bir tehcirin tartışmalı nedenlere dayanan bazı acı sonuçlarını bahane ederek "Ermeniler Soykırıma Uğradı" türünden iddialarda bulunup, daha 23 yıl önce dünyanın gözü önünde Ermenilerin Hocalı 'da gerçekleştirdiği ve bunu da açık açık ifade ettiği katliamı ağızlarına bile almamaları bu insanların (!) tıynetleri hakkında yeteri kadar fikir vermekte.

Üzücü olan, Müslüman olduklarını bildiğimiz ve tarihi gerçekler hakkında asgari ölçüde de olsa bilgi sahibi olduklarını düşündüğümüz bazı insanların da bu kervana katılmış olmalarıdır. İttihat ve Terakki zalimdir evet, tehcir kararı almıştır evet, ancak tarihi gerçekleri biraz olsun izleyen insanlar İttihat ve Terakki 'nin bile o tehcir kararını soykırım yapmak için değil savaş ortamında Anadolu 'nun güvenliği için aldığını anlar. Bu konuda ileri geri konuşan herkesi insafa davet ediyoruz...

NOT: 
Bu konuda farklı görüşleri savunan tarihçilerin söylediklerini aşağıdaki bağlantıdan bakıp aklınızı kullanarak gerçeğin neye daha yakın olduğunu anlayabilirsiniz:

http://arsiv.ntv.com.tr/news/321123.asp

AEY / AY

8 Mayıs 2015 Cuma

Paylaşmak istediğimiz önemli bir yazı: Murat Bardakçı 'dan


Avrupa 'yı halen (!) bize örnek göstermeye kalkanların kulaklarına küpe olması için Habertürk yazarı Sn. Murat Bardakçı 'nın aşağıda bağlantısı verilen yazısını paylaşıyoruz:


Avrupayı yakından tanıyanlar olarak bunun gibi daha nice örnekleri biz de verebiliriz.

AEY / AY

15 Şubat 2015 Pazar

Sevdiğimin Gözleri

ufuktaydım, hayrandım, bir yeşil okyanusun
kenarında dururken kapıverdi dalgalar…
gündüz düşü müdür ne? susun martılar, susun!
sular kavramış; dolmuş ciğerime yılgalar… 

ben olayım bu serin ülkenin tek esiri,
siz durmayın; gönüllü kulluk harcanmaz boşa.
gidin balıkçıları bulun, suların piri
selamımı alsın da bağlasın beni taşa. 

tutsak kalıp denizi böyle yuva edinir,
mutlu bir köle olur kulluğumu bilirim.
serin dalgalarında ömür boyu didinir
her öpüşünde suyun çocukça sevinirim; 

çünkü bu yeşil umman kainattan öteye
açılan bir kapıdır; yakamozca izleri…
eğer mecnun olmazsam hep yeşil diye diye
bir gün anlarım ki bu sevdiğimin gözleri.

26 Aralık 2014 Cuma

Döneceğim

Döneceğim kararlı olarak
geri döneceğim
engeller doldursa da dünyayı
bukağılar doldursa
kurtarmak için yahudinin ellerinden
mateme bürünmüş toprakları
döneceğim
kara günleri kaldırmak için üzerinden
döneceğim

Unutur muyum ki
bir gün gelmişti onlar
vaatsiz, sözsüz
fitnenin çırasıyla kararmıştılar
yahudinin lekesiydi işte bu
unutur muyum
tapınağı
ve öldürdükleri ne varsa
şahittir Araplar
unutur muyum

Vahdet, 1990

Necîb Ahmed (Mısır)
Türkçesi: Ahmet Yalçınkaya

2 Kasım 2014 Pazar

İmam Hüseyin (r.a.)

Hz. İmam Hüseyin (r.a.), canını vererek Müslümanların zalime hiçbir zaman boyun eğmemesi gerektiğini gösterdi. 

Üzüntümüzle birlikte ondan ibret almayı da öğrenmeliyiz.

AY / AEY

10 Ağustos 2014 Pazar

Filistin Zeytini

Meltemin gidip de dönmediği yerde;
İçinde bülbül ötüşünün olmadığı
Ve serçe sıçrayışlarının artık görülmediği
Geri gelmediği yerde,
Şimdi yabancıların oturduğu yerde,
Orada
Ve zamanın eskisinde
Ecdat zeytin ağaçları ekti,

O yeri ektiler
Yüzlerce, yüzlerce seneden
Ektiler onu
Zamanın hayli eskisinde.

Renkleri o yerin
Mübarek ağaçlara vurdu,
Kökü
O eski yerlerin derinliklerinde uzayana,
Renkleri,
Ülkelerden emdi güneşin ipekli ışıklarını
Renkleri onun
Vardı ve yok olmadı
Ve kalacak
Kırmızı
Yeşil
Esmer

Meltemin geri gelmediği
Ve şimdi yabancıların yaşadığı yerde
Yüksek durur zeytin ağaçları,
Hareket ederler öfkeyle.

Antika yer denir ya
Girer
Güçlükler beldesi şafağına

Ve nehirlerin açıklarında
Yayıldı ağacın hışırtısı, methi
Filistin ‘de
Tüm Filistin ‘de
Kükremeye dönüştü hışırtısı
Onun
Ve dallar,
Bütün dallar
Bir kanal oldu, yol oldu.

Orada
Ve o günün sabahında
Ufkunda eski yerin
Her nerde gelişirse zeytin ağaçları
Üç rengiyle
Üzerimize vurur sabah güneşi
Bize yansır,
Parlak,
Kuvvetli,
Üzgün,
Ve sert,
Bolluk içinde olur
Karanlığa bürünmüş ülkeleri

Vahdet, 1988
Kırağı, 1997

Orijinal Japoncası:  Şuhatşi Takatu
Arapçası:  Bekir Abdulmen'am Muhammed
Türkçesi:  Ahmet Yalçınkaya

Ellerin kırılsın Yahudi!

    Musa (A.S.) ’ya yüz çevirip ihanet sembolü haline gelmekle yetinmedin, asırlar boyu ektiğin fitne tohumları ile yeryüzünü kan gölüne çevirdin.  Kendinden başkasını insan kabul etmediğin için dünya ’ya hakim olmayı hakkın sayacak kadar kirlettin ruhunu.
    Lânetlenip yeryüzüne dağılacak kadar sapık olmasaydın peygamber şehit etmeye kalkar mıydın hiç?
    Hak ettiğin cezaya bile razı olmayıp Siyon dağında, yeni bir Süleyman tapınağı etrafında toplanma hayaliyle yaşadın.  Artık bu rüyayı gerçekleştirmek için yapamayacağın bir şey yoktur.  Burnunu sokmadığın ne bir iş ne bir yer kaldı.  Talmut sayfalarına işlenmiş ihtirasın uğrunda Fatih ’i zehirleyebilecek kadar sinsi, kendi vatanlarında esir aldığın Filistin mazlumlarına işkence edecek kadar vahşi olman da bu necis ruhunun görüntüleri değil miydi?
    Dünyayı kendi hakkın olarak görüyordun…
    Milyonlarca insanı kendine köle edebilmek için neler yapmadın ki!…  İblis ’i hayrete düşürecek derecede tağutları yaymayı nasıl becermiştin?

    Senin en büyük marifetin ahlaksızlığındı.  Tahrif ettiğin Tevrat ’ı bile yetersiz görüp Talmut ’u düzecek kadar adileşmiş olman da bu sıfatının yansımasıydı zaten.
    Az çalışmadın…
    Masonluğu mu icat etmedin?…
    Birleşmiş Milletler safsatasını mı uydurmadın?…
    Savaşlar mı çıkarmadın?…
    Hep o Siyon dağı uğrunaydı.
    Çengelini her yere atabilmiştin.  Dünyaya baş belası ettiğin Gurion ’ların, Begin ’lerin, Şamir ’lerin yanısıra Almanya ’da Marx ’ları, Münzer ’leri, Amerika ’da Rockefeller ’leri, Kissinger ’leri, İngiltere ’de Rothshild ’leri yetiştirdin.  Altıyüz sene İslâm ’ın bayraktarlığını yapmış bir milletin içinden bile İbrahim Temo ’ları, Abdullah Cevdet ’leri, A.Emin Yalman ’ları ve daha nicelerini çıkarabilmiştin.  En büyük düşmanın İslâm ’ı kalplerden silemesen de Müslümanın kuvvetini elinden almıştın.
    Ve Flistin ’in bağrına yerleştin…
    Elinin uzanmadığı yer yok gibiydi.  Öyle görünüyordu ki amacına ulaşmıştın;  dünya sana hizmet ediyor, her yerde sözün geçiyordu.
    Nihayet şımardın.
    Öz yurtlarında garip bıraktın herkesi…
    Filistin ’de kendin, diğer yerlerde uşakların, masum ruhlara olduğu kadar masum vücutlara da işkence etmeyi zevk haline getirmiştiniz.
Daha ne istiyebilirdin?
    Sen hiç doymadın!
    Özlemin, Fırat ile Nil arasında bir İsrâil ’di her zaman.
    Bugün ümitlisin belki…  Yarın da ümitli olabilirsin.  Filistin ’deki vahşetine kimsenin aldırmayacağını da umabilirsin.  Senin uşakların sana ne diyebilir ki, değil mi?
    Ama yanıldın!
    Lânetlendiğini çabuk unutmuşsun meğer…
    Kanlarını döktüğün masumların duâlarından korktuğunu gizlemene gerek yok.  Yaptığın zulmün, senin son çırpınışın olduğunu anlayacağın büyük gün yakındır çünkü.  Ellerinin kırılacağı zamanı müjdeleyen duaları susturmaya kalkman da kurtarmayacaktır seni.  Her zâlim gibi sen de tepen üzerine dikileceksin!…

Zaman, 1988

Bu yazı 1988 yılında yayınlanmış olmasına rağmen maalesef halen geçerliliğini koruyor. Siyonist zulmü devam ediyor. Biz de aynı düşünceleri tekrar paylaşma ihtiyacını hissederek yazıyı burada tekrar yayınlıyoruz. Yazıdaki hitabın muhatabı şu anda Siyonizmi savunan kim varsa odur.