gül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2019 Pazartesi

Yangın

Perçemine düşen bir damla olsam 
Yüzüne ürkekçe konan göz izi 
Sır gülleri açsa kokunla dolsam 
Rüyamı örtmeden zaman denizi 

O vakit gökleri sarsa sürurum 

Biraz insaf etse sinemdeki kor 
Kanadım tutuşmuş bak ne diyorum 
Artık rüzgârlara yol göstermem zor 

Şimdi bir tutkunun orta yerinde 

Tuhaf özleminle şaşmış endazem 
Gözlerinin titrek harelerinde 
Bir çizgi olsam da dağılsa gizem 

Hece Taşları, Sayı 44, 15 Ekim 2018

20 Eylül 2016 Salı

Dörtlükler I


YANARDAĞ

Sihrin mi var ki artık bilmem kendi sözümü
Sana teslim etmişim birdenbire özümü
Ne seyrine doyulur ne girilir içine
Söyle,  gözlerin sıcak bir yanardağ yüzü mü?

DAĞLAR KADAR

Sen bahar gibi gençsin ben yorgun ikindiyim
Zaman geri gitmiyor... Bir vurgun ikindiyim
Ne fark eder desen de farkımız dağlar kadar
Hazandan kalan benim ve dargın ikindiyim

ÖZLEMLE DİRİLİRİM

Sarayında bir sadık köle gibi yer bulsam
Eritsen var gücünle, kaybolsam, ziyan olsam
Yine sana dönerim fiziği yok sayarak
Dirilirim özlemle, ha yansam ha kavrulsam

BENİMSİN

Benimsin ey sevgilim istesen istemesen
Bil ki bahtiyar olmaz gülü ve sözü kesen
Kaderine inanmak zor olmasa gerekir
Elemi at üstünden, yaşamaz suya küsen

Hece Taşları, Sayı 15, 15 Mayıs 2016

16 Nisan 2016 Cumartesi

Hicreti Yaşarken

ben giderim yol bitmez gözlerim yorgun düşer
doğduğum toprak senden ayrılmak ne de zormuş
elifbayla başladı yolculuğum, özlemim
belli ki aşmalıyım çölleri üçer beşer

beni korkak sanmayın yurdumu terk ettiysem
mutlaka döneceğim olgun bir ikindide
yüreğini geride bırakan durgun olur
aldanmayın böyle bir akşamüstü gittiysem

sabırla büyütürüm ışığı yeni güne
bir kere özgürlüğün kanadından tuttum ya
şu coşkun hayallerim, gülüm, aşkım, kalemim
bilin ki son verecek karanlığın hükmüne

Ay Vakti, Sayı 8, Mayıs 2001

17 Ekim 2012 Çarşamba

Gülsen

Gülsen
karıncaların işiteceği sesle gül

Ağlasan
devlerin işitmeyeceği sesle ağla

Kendinden de gizle gözyaşını
kendinden de sakla

Sevgiye
kendini sevmeyerek başla

Yansan
küle dönüşene kadar
hiç kimse bilmesin yandığını 

Behram Rozimuhammed (1961 - )
Özbekçe 'den Çeviri: Ahmet Yalçınkaya
15.11.2003 tarihinde Dergibi ‘de yayınlanmıştır

31 Mart 2011 Perşembe

Karasevda


Bir kenara bıraktım işimi
Evimi,
Sözümü, sazımı,
Bıraktım bir kenara erişimi
Bıraktım değişimi
Dünyayı
Baharımı, kışımı ve yazımı
Var/yok ne varsa
Her şeyi
Ne varsa aşktan başka

Yeniden kurdum semayı
Seninle
Bilimsiz, sessiz, cebirsiz
Gece karanlığında
Sen bilmesen de
Yere indirdim Ay’ı

Seninle hülyalarım, düşlerim
Uzaklara yelken açmış gemiler
Seninle
Gülüşlerim, ölüşlerim
Her saati yıla denk ikindiler
Ya senin ümidinde
Ey beni muma çeviren sihir
Ya senin
Hayallerinde dolaşan kimler

Özsuyumu damla damla akıtan
Aşk pazarında sattıran süzgeç sende
Benim külümü göğe
Savuran eller kimde

İçimde kanatlanan bir kuş
Coşkun bir ırmak
Ve yeşeren filiz
Seninle

Kanayan gül
Göçüp giden turnalar
Seninle hüzünlü
Yine de
Seninle güzel ağlayan gül
Tüm çiçekler seninle güzel
Seninle bana ilham verir
Gerçek dost gibi sadık aynalar


Ufuk kızıla çalar
Ey beni dipsiz kuyuya atan adım
Dişleri arasında bir kabusun
Çiğnenir giderim
Seninle…
Ummanlara salar, dertlere salar
Saçların beni
Ve engin kucağında suyun
Senin için feda ederim
Ne varsa istediğin.
Ne varsa aşktan başka
Yine bırakırım bir kenara
Giderim

Ey alınyazımda varlığı belli
Celladım,
Sabrım yeter senin toprağına
Yeter mezar taşına
Erise de zamanın kor ateşinde
Öyle mecalsiz
Halsiz beklerim…
Ne var ki ah,
Ne var ki kalmadı tadım.

Belki bir an olur
Değer bulursun bakmaya,
Ömrüme mal olsa da razı köleyim
Değer bulursun belki itip kakmaya
Ve her şey yerini bulur

Diye karanfiller derdim sana deseydim
Ne değişirdi şu ufkun ardında
Eğer ufuk karaysa
Eğer esirse gözlerim gözlerinin izinde
Eğer benim zenginliğim, sevincim
Senden aldığım onulmaz yaraysa…
Benim istediğim ne yer
Benim istediğim ne gök
Eller fezaya çıksınlar
Eller kanlara girsinler, ya da canlara girsinler
Benim istediğim sensin
Diye bir kalan canımı
Verip önünde diz çöksem
Ne değişir avcundaki ruhumun
Katili kanlı kılıcın kınında

Değil mi ki sen yerini bulmuşsun
Beni yılanlarla yola koyarak
Gözümün kuraklığını görmeden
Bilmeden
Çarmıha gerdiğin beni
Bir dilenciden bile saymayarak
Değil mi ki başkasının olmuşsun

Sevda Bir Akarsudur


Sevda bir akarsudur yayılır damar damar
Süzülerek yüreğin hüzün vadilerinde
Onsuz can viranedir, onunla can tarumar
Bir zarif gül bitirir çölün orta yerinde

Sevda bir akarsudur içmesi kolay değil
Şarap olsa da bade olsa da mey olsa da
Onunla tutuşsa kalp sırça köşk saray değil
Onu dolduran gönle cennettir ıssız ada

Sevda bir akarsudur, eritir dağı taşı
Bir deli küheylandır sefası yok dünyada
O elemin dostudur hayatın kara kaşı