20 Mayıs 2025 Salı

Nadwah dergisinin Mart 2025 sayısını

 Nadwah No 17 March 2025

 adresinden veya resmin üzerine tıklayarak okuyabilir, isterseniz indirebilirsiniz.



 İki söz:


"Dünyanın yalan olduğunu mezara girmeden kavrayabilirsen hayatının bir anlamı olur, aksi takdirde boş işlerle uğraşıp durursun".

Ahmet Yalçınkaya


"Aşk bir hastalık değildir, insanlıkta olağanüstü yüksek bir seviyeye ulaşmış olmaktır".

Ahmet Yalçınkaya

25 Ağustos 2024 Pazar

Dokunuş

Bakışın özlemim düşün hayalim

Gül yapraklarında okşarım seni

Gündüz güneşimsen gece hilalim

 

Tuvale nakşolmuş bir peri gibi

Resmine baktıkça tutarsın beni

Ey suyun sahibi, rengin sahibi

 

Elinde bir yumak olsam sadece

Yuvarlanıp tutsam güzel gölgeni

Nurun ne yücedir gönlün ne yüce

 

İşte bu yüzdendir güle benzemen

Bu yüzden dokunma, yakma köleni

Rüyamda bir sade kapı aç hemen

 

Gül yapraklarında okşarım seni

Ne dokunur ne dokunmazdır halim


Gün Batarken Heybemde, Bengisu Yayınları, 2021

Nadwah dergisinin Nisan 2024 sayısını


adresinden veya resmin üzerine tıklayarak okuyabilir, isterseniz indirebilirsiniz.



15 Haziran 2022 Çarşamba

Sende Yaşarım

 

İsterim kurban olsam yürüdüğün yollara,

Bir nazarın yetişir nice dağlar aşarım.

Sinemde kirpiğinden kalan onulmaz yara

Sorgular varlığımı volkan olur taşarım…

 

Dolanırım çölleri sevdalı rüzgâr gibi,

Yağmurları toplarım gökten ahu zar gibi,

Kendimdendir ateşin; sana tutkun, nar gibi,

Hayalin nerde parlar o tarafa koşarım.

 

Daha güzel bir ahu görmedim, beni vursan,

Hasretinle kuşatıp dil közünde kavursan,

Kul eylesen kapında, uzaklara savursan

Kuralsız bir deliyim yine sende yaşarım.


Dergizan, 31.05.2022

12 Nisan 2022 Salı

Yaban Süseni / Louise Glück

Bir kapı vardı
acımın nihayetinde.
 
Sonuna kadar dinleyin beni: ölüm diye adlandırdığınızı
hatırlıyorum ben.
 
Üstte gürültüler, kımıldayan çamların dalları.
Sonra hiç bir şey. Halsiz güneş titredi
kuru yeryüzünde
 
Korkunç bir şeydir
bilinçli kalmak
kara toprakta gömülüyken.
 
Sonra her şey bitti: korktuğunuz, konuşamayan
bir ruh olmak,
geçti birden, hafifçe çöktü
sert toprak. Ve kuş sandıklarım
ok gibi fırladı odunsu çalılıklarda.
 
Öbür dünyadan bir geçit olduğunu
hatırlamayan sizler
tekrar konuşabildiğimi diyeceğim:
Bir ses bulmak için döner
unutulmaktan dönen ne varsa:
 
hayatımın merkezinden fışkırdı
büyük bir pınar, masmavi
gölgeler gök mavisi denizde.

İngilizce ‘den çeviren: Ahmet Yalçınkaya

Louise Elisabeth Glück, Amerikan şair ve yazarıdır. 1943 yılında New York ‘da doğdu. Sarah Lawrence College ve Columbia Üniversitesi ‘nde eğitim görmüşse de bu eğitimlerini tamamlamadı. Halen Massachusets Cambridge ‘de yaşamakta ve Yale Üniversitesi ‘nde öğretim görevlisi olarak ders vermektedir. Aldığı bir çok ödülün yanında 2020 Yılı Nobel Edebiyat Ödülü de kendisine verilmiştir. Glück şiirinin konu yelpazesi geniştir, yemekten hastalığa, alışverişten ot toplamaya, aşktan ayrılığa birçok konu görülebilir. Çeşitliğe rağmen şiirinin travmaya odaklandığı söylenir, ancak bir ümitsizlik değil yeniden başlama ve yenilenme ümidinin korunduğu bir şiirdir bu.

Şimdiye kadar Glück’ün 12 şiir kitabı ve önceki kitaplardan oluşan veya seçilmiş şiirlerin yer aldığı 2 şiir kitabı yayınlandı. Bunlardan ödül alanları (yayınlanma tarihleriyle birlikte), The Triumph of Achilles (Aşil’in Zaferi, 1985), Ararat (Ağrı Dağı, 1990), The Wild Iris (Vahşi Süsen, 1992), Vita Nova (Yeni Hayat, 1999), Averno (Averno, 2006), Poems: 1962-2012 (Şiirler:1962-2012, 2012) ve Faithful and Virtuous Night (Sadık ve Erdemli Gece, 2014) isimli kitaplarıdır. Şairin ayrıca birisi ödül alan 2 deneme kitabıyla 2 tane de uzun şiir broşür kitabı bulunmaktadır.

Dergizan.com, 27.03.2022

Şiir

Arzı nefes nefes kuşatan ışık,
Sözcüklerin hasret yüklü bestesi
Hisler ötesinde dolaşan çığlık
Mevsimlerin sesi, çağların sesi.
 
Doğdun maveradan sözün gönlüne,
Görürüm ki harfler sadık bineğin…
Karanlıklar söner haykırsan güne
Ey bilge hatibi kutlu dileğin!
 
Aklım sürgündeyken bir dağ seç bana
Yıldızları topla ellerime ver!
Bin ahenk kuşunun kanatlarına,
Ya gel ya tasından iksirler gönder!

Mor Taka, Sayı 28, Ocak-Şubat 2022, S. 153

18 Mart 2022 Cuma

 Nadwah dergisinin Mart 2022 sayısını

Nadwah No 14 March 2022

adresinden veya resmin üzerine tıklayarak okuyabilir, isterseniz indirebilirsiniz.




25 Ağustos 2021 Çarşamba

2008 yılında 2.Baskısı yayınlanan

"Poems of the Night" şimdi de

Kindle versiyonu ile amazon.com 'da


Ahmet Yalçınkaya 'nın "Poems of the Night" şiir antolojisinin Kindle elektronik versiyonu şimdi  amazon.com 'da. Adrese gitmek için resim üzerine tıklayabilirsiniz.

After the 2nd edition of Ahmet Yalcinkaya 's anthology "Poems of the Night" published in 2008, now the Kindle edition of it is available at amazon.com. Who reads English poems and wants to see samples of modern American, English and Australian poetry can visit the address Poems Of the Night Kindle

A. Edip Yazar 



23 Ağustos 2021 Pazartesi

 Nadwah dergisinin Nisan 2021 sayısını şu adreslerden veya resmin üzerine tıklayarak okuyabilir ve indirebilirsiniz.

 Nadwah April 2021 Website

5 Ağustos 2021 Perşembe

Makas

zamanı kesmekte sır verir gibi
ruhunu arayan şu ikiz köle;
toprağında hüküm süren perinin
elleri ne kadar benzer ki güle,
efsundan kaçamaz kesilen bile…

sabah bunca yorgun akşam sancılı,
kesmeye adanmış fani hayat bu;
irade parmağa geçmiş ya hatır
perinin elinde pusat kokusu,
köle memnun; bitmez gaflet uykusu!

Dergizan, 28.02.2021


1 Nisan 2021 Perşembe

Bulutlu Ümitler

Uzak durmalı her şey.

O kadar ki bulutlar ve yağmur uzanamasın kartalların bildiklerine. Saatlerin bu inceliği dünyanın terk ettiğini gösteriyor. Dünya…

Yaşamasını unutmuş.

Gülün ağlayışı ateşteki düşünceyi bile korkutuyor. Her şiirin üstünde bir günün yaklaşmakta olduğunu göremeyişimiz affedilmez.

Hayır!

Affedilmez bir hatanın büyüğü de küçüğü de gözlerin kapanmasına sebep olabilir. Gün gelmeden neler doğmaz ki; perdeler altında saklı denizlerin sevimli olduğu gibi görünmeyen çağlayanların en az yollar kadar hasret yaralayabildiği de gerçektir.

…….

Tehlikeleri çağırmalıyım.

Sırlarımı saklamak için kötü yabancıların bitmeyen harikalar sunması gerekmez ya.

Bağlanacağım çok şey var daha. Seyahatlere çıkmamamın neler getireceğini bilseydim zaten, çiçeklerin gönlüne düşmek hiçti. Hiç…

Birer birer öldürülen romanların çok fazla olduğunu söylemek zorundayım. Sevindirecek hiçbir gecenin kalmaması ufukta parlayan ışığın kanına dokunmayı yasaklamak demektir. Böylece, beyinlere tokmak gibi vuran kumsalların gözlerde yıkılmasının az önce olduğunu söylemek de mümkün.

Bizlere yemin eden son yaramız olmazdı yoksa.

………

Ellerimizdeki sıyrıkların yüzünden…

Hep dünyaya dağılan o sıyrıklar sebep oldu. O sıyrıkların yüzünden kızmıştı aslanlar.

Ne geçen zaman, ne yeni yaralar.

Hep o sıyrıklar.

Aklın alamayacağı kadar sayının içinden bir tane seçmem lazım artık. Kimseye güzel şeyler fısıldayacak dudak bulunmaz ki bu zamanda. Her gün beş vakit temizlenmenin ötesinde bir çare yok. Devrilmeyi beklemeden önce, kaburgalarımın durmasını ya da duruma hazır olmasını istemeliyim ki ben hazır olayım.

Günde beş defa iki misli yıkanmanın zarureti kulaklarımda hoş bir melodi gibi yankılanıyor.

Bir melodi ki billûr mu billûr.

Bir melodi ki racîm olandan uzak, nurlu bir sabahın akisleri gibi taze…

Ve ferahlatıcı.


22 Ocak 2021 Cuma

Ç ı k t ı ! . .

Ahmet Yalçınkaya 'nın yeni şiir kitabı

gün batarken heybemde

Bengisu yayınlarından çıktı...


adresinden veya resmin üzerine tıklayarak temin edilebilir.


29 Mayıs 2020 Cuma

Unpublished Writings - 5 / The right to be a nuclear power


The right to be a nuclear power

           
In our youth, we were filled with stories of a potential war between the United States and the Soviet Union. A long time has passed after the collapse of the Soviet Union, resulting in the fears to have changed. Now, we are continuously being filled with new stories.

The main argument why the expected war never occurred was mainly based on the nuclear weapons possessed by both of the superpowers, which caused them to fear each other. I will not analyze the strength of that argument. It may be partially true with some other parameters being equivalently effective in having avoided a war for decades. What I want to emphasize is the chain of contradictions concerning nuclear arms in concern with human rights and world peace.

Countries possessing nuclear weapons today are the United States, Russia, China, France, UK, India, Pakistan, North Korea, and Israel. Although Israel did not declare its weapons, it is not a secret that it possesses some. Formerly, Kazakhstan, Belarus, Ukraine, and South Africa also possessed nuclear weapons, but they gave them up which can be seen as a really appreciable behavior of them in favor of humanity.

Anybody following the world agenda would easily notice that nuclear weapons of some of those countries are welcomed whereas that of some others are always discussed. Does anybody want me to believe that it is for sake of world peace or the future of human being? Is the weapon of North Korea or Pakistan dangerous, but that of the US or Russia harmless? The actual reason is the desire of having the tools to control others with the least effort, and nothing else. I can understand the ambitions of countries and politicians to some extend although I do not agree, but really cannot understand how some journalists or writers are able to follow the same route. As writers, should we not be so courageous to wish for everyone what we whish for ourselves?

In recent articles and news in the media, nuclear weapons of Pakistan are discussed a lot. Many journalists and politicians hope India to take precautions against the potential threat of Pakistan. If you look at the case superficially, it seems logical as the authors fear the weapons to fall into wrong hands, and point out especially the Taliban to be such a potential.

I do not support the Taliban, but was it not a product of the United States? The Taliban members as religious students may have been educated in Pakistan or somewhere else, but as a movement, was Taliban not created or at least supported by the US to overthrow the Mujahedeen, and especially Ahmad Shah Masood? It is difficult for me to understand why Pakistan would be dangerous but India would not.

Weapons in the hands of wrong powers is, of course, a nightmare for the mankind. But, can anybody guarantee or prove what the “wrong hand” is? You cannot trust the Taliban, the leaders of North Korea or Pakistani leaders, but can you trust Bush, Putin, Sarkozy or the Chinese, British and Israeli leaders? Can anyone guarantee that they are reliable?

An obvious example of the danger in the Middle East should have been noticed during the Israeli attack in Ghaza. As if the massacre in the Ghaza strip was not sufficient, a candidate of prime minister ship in Israel had called with imperturbableness to use nuclear weapons against the Palestinians in Ghaza. It was foolish, of course, but he did call for it. Until now, I have never seen any country discussing Israel’s nuclear weapons, except some Arab and Muslim states.

A honest whish would not be to discuss whether Pakistan, North Korea or any other country should possess nuclear weapons or not, but would be to wish a nuclear-free world and call for removing all nuclear weapons from the world. In this regard, for example, it is absurd to discuss or criticize the efforts of Iran to develop nuclear power. Iran promises at least that it will not develop weapons, but just the power for its industry. You may be suspicious about the promise, but is it fair to make a big fuss of a doubt when you never criticize an obvious threat such as the example above? No, the reason is something else.

It is a struggle for power. Countries with nuclear weapons do not want rivals. I can bear it if they could admit, but if anybody wants to make fools of us using masks like “humanity”, “wrong hands”, danger” etc., it is really unbearable. Nobody can convince me that US, UK, France, Russia, China and Israel should have nuclear arms, and Pakistan, North Korea, Iran or any other country should have not to protect the world or to have peace. Were the stories of the Soviet era big lies?

I believe that either everybody has the right to have nuclear weapons or nobody should have. Otherwise, the “law of the jungle”, will always be in force everywhere. My whish is a nuclear-free world, but if this opportunity is provided for some, others should have it, too. If not possessing weapons, everybody should have the right to be a nuclear power, at least for peaceful technological means.

For Yemen Observer, May 20th, 2009

22 Şubat 2019 Cuma

Bazen


dünyanın çivisini çıkarsam mı diyorum
aklıma geldikçe

delireceğim ataletine hısımın akrabanın elinde coca cola
dostun, tanıdığın, iş arkadaşının
delireceğim ataletine sevgimin, öfkemin, bilgimin, cahilliğimin
gelişmişlik çanağında kaşıkladığım etiketler alnımda
delireceğim ataletine gören gözümün, işiten kulağımın…

bir lanetli asker sıkar kurşunu üç yaşında çocuğa işgal altında
mermi kahrolur bu vahşete alet olunca
ben sadece gözyaşımı sıkarım

çöp kutularını karıştırır bir ihtiyar
kediler ağıt yakar vefasız kaprisine zamanın
ben birbirine girmiş rüyalarımı karıştırırım

bir kadın çığlığı yırtar gökleri acının en acısından
artık dikiş tutmaz bu gök utancından bir daha
ben öfkeyle gazeteyi, pasaportu, kafa kağıdını yırtarım

aklıma geldikçe
rafa kaldırmak istiyorum yüreğimi
ya da çıkarsam artık tamamen diyorum
dünyanın çivisini


Yedi İklim, Sayı 335, Şubat 2018

Para


Kulların kapıda hep hazır kıta,
Panayır mı düzenledin, ne rağbet?
Emir buyur izdihamı engelle,
İstersin kayıplar olmasın elbet.

Dinlisi dinsizi tüm müritlerin
Eşiğinde divan durmuş hürmet çok.
İbadeti abartmışsın doğrusu;
Sana tapmayana listede yer yok.

Cemaatin geniş, yaldızın süslü
Adın gariplerin başında çekiç;
Köleler edinmiş, ordu kurmuşsun,
Bekleme! Benimle aran olmaz hiç…

Mevsimler, Sayı 19, Ocak-Şubat-Mart 2019

11 Şubat 2019 Pazartesi

Yangın

Perçemine düşen bir damla olsam 
Yüzüne ürkekçe konan göz izi 
Sır gülleri açsa kokunla dolsam 
Rüyamı örtmeden zaman denizi 

O vakit gökleri sarsa sürurum 

Biraz insaf etse sinemdeki kor 
Kanadım tutuşmuş bak ne diyorum 
Artık rüzgârlara yol göstermem zor 

Şimdi bir tutkunun orta yerinde 

Tuhaf özleminle şaşmış endazem 
Gözlerinin titrek harelerinde 
Bir çizgi olsam da dağılsa gizem 

Hece Taşları, Sayı 44, 15 Ekim 2018

6 Ocak 2019 Pazar

Maniler


1.

Yaşlıyım
Gözleri hep yaşlıyım
Sen bahardan da gençsin
Ben dağlardan yaşlıyım

2.

Taşlama
Bana mı bu taşlama
Daim seni düşlerken
Artık beni taşlama

3.

İzlerim
Hayalini izlerim
Peşinden çok koştukça
Suda kalmış izlerim

4.

Bağ olsun
Güller sana bağ olsun
Akıl tutan bakışın
Ayağımda bağ olsun

5.

Yanasın,
Hasretlerde yanasın
Yüreğim kor olmuşken
Sen ateşten yanasın

Mevsimler, Sayı 16, Temmuz-Ağustos 2018

Nirvana


Bu kadife dokunuş bağlardan ilham alıp
Sinemde konuk eder yediveren gülleri.
Hasretim göğe çıkar yıldızlar aşka dalıp
Kehkeşan ’ın rengine gark eder sümbülleri.

Hep güneşe vurgunum daima göğsüm serin,
Ateş yutan saçımla örterim vadileri…
Hayalim dağlar aşar hükmü kalmaz kederin,
Sancım kenti vururken us bir kemik bir deri.

Eşref-i mahlûkatım bir yandan gönlüm çorak,
Varlığı boşa koyup ram olmuşum zamana.
Son gemiyim, koşarım dalgaları yorarak;
Duydum ya özgürlük var ışığı kollayana!..

Özlemle iz sürdüğüm ülke yedi kat yüksek,
Hicretin çağrısıymış meğer gül ve merdiven…
Ey küheylan yüreğim sanat bu olsa gerek,
Daha neyin peşinde dövünürsün hala sen!

Hece Taşları, Sayı 39, 15 Mayıs 2018

21 Nisan 2017 Cuma

Esir

Gözlerinden başka ne kapım kaldı
Ne de özge bir söz adından gayrı
Gönlüme taktığın tasma hediye,
Acım ayrı hazdır sevincim ayrı

Diyorlar saçların bir kırbaç gibi
Dövermiş aklımı her gördüğünde
Bana gam değil ki uçsun can kuşum
Artık kıymeti yok yıl hangi günde

Vurgun yedim bir çift yeşil deryada,
Zaman da mekan da çıktı sözlükten
Sanadır cihetim, sana tüm yönler
Beni kurtardın ya ben denen yükten

Dergizan.com, 26 Aralık 2016