31 Mart 2011 Perşembe

Oqcharloq

Hasrati tugun-tugun, uchini topib bo’lmas,
O’tmas pichoq misoli payt poylar ortda zamon.
Ishqqa fatvo o’qiydi suvlarning yetim qushi,
Qanotlarida qayg’u, boshida qora tuman.
 
Yuksaklarda uchsa u, ko’k yuzida suzilsa,
Qubba cho’kar ustiga, daydi shamollar esar.
O’zini ovutsada, navnihol yuzi kulsa,
Bir qora isyon kelar, xayollarini kesar.
 
Qaramang, shodlik yo’qdir, tovushida, sasida,
Qalbi mening qalbimdek, bo’shliqlarni-da Sezar.
Qochib qayg’a ketar u – baliqchilarga tutqun,
Ha taqdirga nihoya, na dardiga shifo bor.
 
Shunday yashar-da ketar, xaroba qirg’oqlarda,
O’lim unga bir sog’inch, o’lim tasalli erur.
Deydilarki, ishqi ham cho’kib ketgan suvlarga,
Qora qismat unga ham va menga ham muqarrar.


Tarjimonlar: Jabbor Eshonqul va G'aybulla Boboyorov

Şaire bir kaç söz yerine


katran gibidir gece nihayet karasevda
ya da bir avuç buzdur kente dökülen lavda
unut gözünü kapa kendini güle bırak

yüreğin dağı nerde sözün çırağı nerde
deseler yağmurlarla arana iner perde
olursa olsun zaten çağın damarı kurak

elinde korkuların bir sırdır aralanan
daha da mı önemli kalbine konan cânân
ki hep ufkunu örter tahtında ağlayarak

kanayan gözlerin mi yarılan sinen midir
her ölen garip için yakılan bir ten midir
yoksa fikrin güneşten akar mı çağlayarak

öyleyse hüzün her gün artıracak sancını
öne çık süpür çöpe şu zulmün utancını
acıyı kelimeyle çiçekle dağlayarak

lalelerden kalkan yap sümbüllerden yay gerdir
rüzgârı önüne kat çobanlık bir hünerdir
sulara aç gönlünü bakışın kalmaz çorak

ey hamal esirgeme sazını ve sözünü
kimse bilmesin toprak olacak o yüzünü
tarihte yerini tut adı bülbüle bırak

Karasevda


Bir kenara bıraktım işimi
Evimi,
Sözümü, sazımı,
Bıraktım bir kenara erişimi
Bıraktım değişimi
Dünyayı
Baharımı, kışımı ve yazımı
Var/yok ne varsa
Her şeyi
Ne varsa aşktan başka

Yeniden kurdum semayı
Seninle
Bilimsiz, sessiz, cebirsiz
Gece karanlığında
Sen bilmesen de
Yere indirdim Ay’ı

Seninle hülyalarım, düşlerim
Uzaklara yelken açmış gemiler
Seninle
Gülüşlerim, ölüşlerim
Her saati yıla denk ikindiler
Ya senin ümidinde
Ey beni muma çeviren sihir
Ya senin
Hayallerinde dolaşan kimler

Özsuyumu damla damla akıtan
Aşk pazarında sattıran süzgeç sende
Benim külümü göğe
Savuran eller kimde

İçimde kanatlanan bir kuş
Coşkun bir ırmak
Ve yeşeren filiz
Seninle

Kanayan gül
Göçüp giden turnalar
Seninle hüzünlü
Yine de
Seninle güzel ağlayan gül
Tüm çiçekler seninle güzel
Seninle bana ilham verir
Gerçek dost gibi sadık aynalar


Ufuk kızıla çalar
Ey beni dipsiz kuyuya atan adım
Dişleri arasında bir kabusun
Çiğnenir giderim
Seninle…
Ummanlara salar, dertlere salar
Saçların beni
Ve engin kucağında suyun
Senin için feda ederim
Ne varsa istediğin.
Ne varsa aşktan başka
Yine bırakırım bir kenara
Giderim

Ey alınyazımda varlığı belli
Celladım,
Sabrım yeter senin toprağına
Yeter mezar taşına
Erise de zamanın kor ateşinde
Öyle mecalsiz
Halsiz beklerim…
Ne var ki ah,
Ne var ki kalmadı tadım.

Belki bir an olur
Değer bulursun bakmaya,
Ömrüme mal olsa da razı köleyim
Değer bulursun belki itip kakmaya
Ve her şey yerini bulur

Diye karanfiller derdim sana deseydim
Ne değişirdi şu ufkun ardında
Eğer ufuk karaysa
Eğer esirse gözlerim gözlerinin izinde
Eğer benim zenginliğim, sevincim
Senden aldığım onulmaz yaraysa…
Benim istediğim ne yer
Benim istediğim ne gök
Eller fezaya çıksınlar
Eller kanlara girsinler, ya da canlara girsinler
Benim istediğim sensin
Diye bir kalan canımı
Verip önünde diz çöksem
Ne değişir avcundaki ruhumun
Katili kanlı kılıcın kınında

Değil mi ki sen yerini bulmuşsun
Beni yılanlarla yola koyarak
Gözümün kuraklığını görmeden
Bilmeden
Çarmıha gerdiğin beni
Bir dilenciden bile saymayarak
Değil mi ki başkasının olmuşsun

Sevda Bir Akarsudur


Sevda bir akarsudur yayılır damar damar
Süzülerek yüreğin hüzün vadilerinde
Onsuz can viranedir, onunla can tarumar
Bir zarif gül bitirir çölün orta yerinde

Sevda bir akarsudur içmesi kolay değil
Şarap olsa da bade olsa da mey olsa da
Onunla tutuşsa kalp sırça köşk saray değil
Onu dolduran gönle cennettir ıssız ada

Sevda bir akarsudur, eritir dağı taşı
Bir deli küheylandır sefası yok dünyada
O elemin dostudur hayatın kara kaşı

10 Mart 2011 Perşembe

Hasrat

Sensiz endi ko'p og'ir ko'p og'ir endi sensiz
so'zlar anglata olmas quvvatsiz qolur tilim
ko'zlaring dengiziga tomchidek singib ketsam
yuzingni bulutlarga naqsh etib sevgilim

Qay zamon kunga boqsam kunga boqsam qay zamon
chag'alaydek charx urib bo'zlayman darvish kabi
ko'k yuzida uchsam men misli ko'lankang bo'lib
sendan olislab ketmay ey qalbim sohibi

Oqshomlar mahzun bunda bunda oqshomlar mahzun
yolg'izlik sharobidan ajalning hidi anqir
qayg'u bulog'i toshar yuragimda hasrating
bu sog'inch otash raqsi u yong'indir, u seldir...

Tarjimonlar: Jabbor Eshonqul va G'aybulla Boboyorov

Bulutlu ümitler

Uzak durmalı her şey.
O kadar ki bulutlar ve yağmur uzanamasın kartalların bildiklerine. Saatlerin bu inceliği dünyanın terk ettiğini gösteriyor. Dünya...
Yaşamasını unutmuş.
Gülün ağlayışı ateşteki düşünceyi bile korkutuyor. Her şiirin üstünde bir günün yaklaşmakta olduğunu göremeyişimiz affedilmez.
Hayır!
Affedilmez bir hatanın büyüğü de küçüğü de gözlerin kapanmasına sebep olabilir. Gün gelmeden neler doğmaz ki; perdeler altında saklı denizlerin sevimli olduğu gibi görünmeyen çağlayanların yollar kadar hasret yaraladığı da mümkündür.
.......
Tehlikeleri çağırmalıyım.
Sırlarımı saklamak için kötü yabancıların bitmeyen harikalar sunması gerekmez ya. Bağlanacağım çok şey var daha. Seyahatlere çıkmamamın neler getireceğini bilseydim zaten, çiçeklerin gönlüne düşmek hiçti. Hiç...
Birer birer öldürülen romanların çok fazla olduğunu söylemek zorundayım. Sevindirecek hiçbir gecenin kalmaması ufukta parlayan ışığın kanına dokunmayı yasaklamak demektir. Böylece, beyinlere tokmak gibi vuran kumsalların gözlerde yıkılması da az önce oldu. Yoksa, bizlere yemin eden son yaramız olmazdı.
.........
Ellerimizdeki sıyrıkların yüzünden...
Hep dünyaya dağılan o sıyrıklar sebep oldu. O sıyrıkların yüzünden kızmıştı aslanlar.
Ne geçen zaman, ne yeni yaralar.
Hep o sıyrıklar.
Aklın alamayacağı kadar sayının içinden bir tane seçmem lazım artık. Kimseye güzel şeyler fısıldayacak dudak bulunmaz ki bu zamanda. Her gün beş vakit temizlenmenin ötesinde bir çare yok. Devrilmeyi beklemeden önce, kaburgalarımın durmasını istemeliyim ki hazır olayım.
Günde beş defa iki misli yıkanmanın zarureti kulaklarımda hoş bir melodi gibi yankılanıyor.
Bir melodi ki billûr mu billûr.
Bir melodi ki racîm olandan uzak, nurlu bir sabahın akisleri gibi taze...
Ve ferahlatıcı.