23 Aralık 2012 Pazar

İkiye bölünmüş bir parçayım ben


Hem yumuşak,-
hem keskin,
hem kararlıyım ben,
ikiye bölünmüş
Bir parçayım ben.
Burada ölümü de

ikiye bölüyorlar,
nasıl bitecek ki
bu bela nasıl?
Benim dilimi de
ikiye bölüyorlar,
"Farsça yaz", "Rusça yaz"
"anlasın" insan!
Budur, derdimizi
anlayana bak,
Bizi anlamamaktan
sen koru, Allah!
Adalet diliyorum,
Esaret geliyor.
-Nedir istediğin?
-Söz hürriyeti,
Herkese gerektir
öz hürrüyeti.
-Biz sana vermişiz
göz hürriyeti
Ömür boyunca
yere de, göğede
bak doyuncaya dek.
Kim diyor uzakta
göz hürriyeti.
Sınır telleri ki
zincirden beter.
Kan sızıp işliyor
iliğe kadar.
Ne büyük dehşettir
cevap ver dünya,
Köle doğmadan da
köle mi olacaksın?
Hem yumuşak,
hem keskin,
hem kararlıyım ben,
İkiye bölünmüş
Bir parçayım ben.
Bu derdim, bu gamım
sinemde dağdır,
Nasıl ana parçam
kavuşacaktır.

Nebi Hazri (1924-2007)
Azerice 'den Çeviri: Ahmet Yalçınkaya
1990 'da Tanıtım 'da yayınlanmıştır

Siyah Kadın

Çıplak kadın, siyah kadın
Hayat olan rengine bürünmüşsün, güzellik olan şekline giydirilmiş.
Senin gölgende büyüdüm ben, ellerinin şirinliği bağladı gözlerimi

Ve işte yazın ve gün ortasının kalbinde,
Keşfediyorum seni vaat edilmiş toprak,
Yanık ve yüksek bir yakanın tepesinden.
Ve bir kartalın çabukluğu gibi, güzelliğin çarpar yüreğime

Çıplak kadın, esmer kadın
Sağlam ette olgun meyve, koyu coşkusu siyah şarabın
Ağzımı şair yapan ağız
Saf ufukların bozkırı, Batı rüzgarının tutkulu öpüşleri altında titreyen
savan
Oyulmuş tamtam, galibin parmakları arasında yakınan gergin tamtam
Ciddi ve ağır sesin senin
kutsal şarkısıdır sevgilinin

Siyah kadın, esmer kadın
Yararsız rüzgarların kırıştırmadığı yağ, atletin böğründeki durgun yağ,
Mali prensesinin böğründeki,
Kutsal bir bağla bağlı ceylan,
yıldız gibidir inciler cildinin gecesinde
Kendini sulayan tenini kemirir ruh oyunlarının hazzı ve yankısı altının
Tez geçer saçlarının gölgesinde,
çabucak geçer kederim gözlerinin en yakın güneşlerinde.

Çıplak kadın, siyah kadın
Şarkısını söylüyorum fani güzelliğinin, sonsuzlukta sabitlediğim şeklinin
Kıskanç bir yazgı küle dönüştürmeden, hayatın köklerini beslemek için.

Léopold Sédar Senghor (1906-2001)
Fransızca 'dan Çeviri: Ahmet Yalçınkaya
2003 'de dergibi.com 'da yayınlanmıştır 

Bir patika bulduk

Bir insan gibi, kapalı günde,
güneşi unutan,-
ancak o parlar ve aydınlatır durmadan,-
böylece unutulabilir kederli günde seninki,
tekrar ve tekrar
sarsılmış, evet hayran kalmış hissetmek için,
bitmez tükenmez gibi her zaman
senin güneş ruhunun aydınlattığını
daima ve daima
biz karanlık
biz uzun yol gezginlerini.


Christian Morgenstern (1871-1914)
Almanca 'dan Çeviri: Ahmet Yalçınkaya
Eylül 2004 'de Anafilya 'da yayınlanmıştır

Hatırla

Özgürlük nihayet
Ülkeyi dolaştığında
Mezarımı ziyaret etmeyi unutma
Ki tanıdık yollarda yürümek
Kırılmış zincirleri görmek
Önyargının yıkıldığını
Unutulmuş ziyanları
Bağışlanmış acıları
Görmek için
Kalkabilirim belki ayağa

Ve gözlerim tam olarak gördüğünde
Tüm bunları
Dolduğunda bu görünüşlerle
Korkudan kaçma benden
Ufalanıp toz olursam eğer yeniden

Uzun süre beklenen bir rüyanın
Beni huzura davet eden
Mutluluğu olacaktır o sadece
Ülkeyi en sonunda
Özgürlük dolaştığında işte


Don Mattera (1935 - )
İngilizce 'den Çeviri: Ahmet Yalçınkaya
2004 yılında dergibi.com 'da yayınlanmıştır

Afro-Amerikan Yazıt

Çoktandır
Öylesine uzak ki bize
Afrika.
Hatıraları bile yaşamıyor artık
Tarih kitaplarının resmettiklerinden
Ve kanımıza karışan
Kanımızdan taşan şarkılardan başka
Şarkılar
Zenci diline yabancı
Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.
Çoktandır
Öylesine uzak ki bize
Afrika.

Sönmüş ve yitmişse de
Sesi tamtamların
Yine de söyleniyor
Atalarımın toprağının şarkısı
Irkımın sisli bilinmezlikleri arasından
Benim bilemediğim
Yerini bulmayan acılı özleyişler.
Çoktandır
Öylesine uzak ki bize
Esmer yüzü Afrika'nın.


Langston Hughes (1902-1967)
İngilizce 'den Çeviri: Ahmet Yalçınkaya
Temmuz 2003 'de dergibi.com 'da yayınlanmıştır

22 Aralık 2012 Cumartesi

Onlar

Anlayamadım...
Kulaklarımda çınlayan hıçkırıkların, kafatasımda eriyen çığlıkların gizli bir öpüşle ağrıması neden olabilirdi belki.
Ruhuma hiç kalkan bulamamamın sebebi de aynıdır.
Mutluluğumdaki üzüntünün bir hüzün meyvesi gibi unutulması ise daha belirgin bir deneye benziyor.
Mevsimlerin sessiz kavgası bu sükûta işaret olmalı. Gölgelerde saklanan korkular başka türlü iklimlerin suçsuzluğunu gösteremez ki...
Anlayamadım bu yüzden.
Ve ağlayamadım.
Hayat iksirinden yoksun, imanın tadından mahrum olanların akıldan eksik olmadıklarını iddia etmelerini bir türlü anlayamadım.

Fark edemez ki onlar.
Gökler ve denizler arasında savrulan nefeslerin zerâfetini kaybetmesini bilemezler.
Onlar, titreyen bakışların taşları erittiğini hiç kavramadılar ki. Bu sızıyı ne gülümseyen saatlerin ne de değişen kitapların dindireceğini fark edemezler.

Bu yüzden...
Anlayamadım, bin ateşi söndüren ilaçtan mahrum edilmek istemelerini.
Belki de onları tedavi edecek gün kalmadı. Onlar için ötecek bir bülbül bile yok artık. Ebedî kayıplar listesine alınmak tek gayeleri olduğundan... Her şey o yüzden.

Korkularını onlara bırakmalıyım. O korkular ki onları çok severler. Izdıraplarına kurban kalmadığı için kaybettikleri korkuları.
Hayatlarının dipsiz kuyularında bulutlara karışmaları da, o yüzden değil mi zaten? Kendilerini güllerden ve bahçelerden ayırdıktan sonradır yollarının ateşten dağlara çıkması. Başka yer de yok ki; kendilerini sürgün ettiklerinden beri kuşlar saklamaz onları nasıl olsa.
Faydasızdır artık.
Vefasızlara, işkence edilmiş rüzgârın ya da kaybolmuş sevgililerin bir yararı olmaz. Hep beraber ruhlarımızın verdiği sözde durmayanlara neyin faydası olabilir?

Anlayamadım onları.
Ruhlarını göklerde ve denizlerde gezdirmek yerine bataklıklara sokmak istemelerini hiç bir zaman anlayamadım. İntiharın bu kadar korkuncu nasıl olur?
Faydasızdır her şey...
Ne ormanlar, ne nehirler.
Hiç bir şey kurtaramaz onları bu saatten sonra!

Yakın bir zamanda öleceğim

Gözlerimin içine bakmanıza gerek yok. Garip garip süzmenize gerek yok beni. Deli diyebilmek için bahane bulma zahmetine katlanmayın lütfen. Söyleyin... söyleyin gitsin.
Kiminiz belki bana acıyacaktır. Evimin, arabamın, arsalarımın olmayışına üzülecektir. Bu yaşta hâlâ zengin olmayışıma inanamayacaktır kiminiz. Bazılarınız ise, yarınımdan endişe duyacaktır eminim.
Ama ne yapayım...
Ben hoşlanmayı öğrenmedim paradan puldan, maldan mülkten. Bunları toplamasını öğrenmedim.
Su seslerini dinlemek isterim hep oldum olası. Kuşları sevmeyi isterim hep nedense...
Ve okumayı. Saatlerce, günlerce, aylarca, yıllarca... Hani, sorumluğunu yüklendiğim insanlar olmasa belki ömür boyu okurdum diyorum. Bir dilim ekmek, bir bardak su bulduktan sonra...
Saf zannetmeyin beni.
Ben de biliyorum az çok parasız olmayacağını. Elektronik çağını, atom çağını, uzay çağını ve nihayet bilgi çağını ben de tanıyorum.
Hiroşima `da yüz binlerin katledildiği atom çağını iyi bilirim kitaplardan, filmlerden, sizlerden. Kimi fikirlerin varlığına bile tahammül edilemeyen uzay çağını da tanırım sonra. Televizyonlarla uyutulan, gazetelerle aldatılan, haberlerden habersiz insanların yaşadığı bilgi çağını tanıyacak kadar da çağdaşım aynı zamanda.
Yine de...
Böyle süper çağlarda parası olmayan adam olur mu diyeceksiniz, biliyorum. Hele hele diploması olup da parası olmayan adam olur mu? Geleceğe nasıl bakılacak ki para olmadan diyeceksiniz.
Kuş seslerini dinlemek bana haz veriyor işte yine de. İsterseniz romantizmin çağdışı kalmış son hayalcisi diyebilirsiniz bana. Ama deli demek için bahane aramayın lütfen.
Yarına parasız da bakılacağına inanmışım.
Kiminiz diploması var diyeceksiniz, biliyorum. Diploması var, parası yok zavallının...
Diplomayla paranın birbirinden bağımsız olduğuna inanmak istemişimdir hep. Daha doğrusu, diplomayla paranın birbirinden bağımsız olması gerektiğine inanmışım.
Ya da adam olmak istemiyorum sizin gibi. İnsan olmak yeterli görünüyor bana. Ve okumak... Okuyarak yakın bir zamanda gideceğim ebedî âleme hazırlanmak yeterli görünüyor.
Belki adam olmakla ölümden kurtulanamayacağını bildiğim için böyleyim. Belki sevdiğim için.
İşin ucunda ölüm var sonuçta diye düşünmeden edemiyorum. Ve ötesi...Parası olan da ölecek, olmayan da. Üstelik çok yakın bir zamanda ölecek herkes. Bu süre, ister yarına kadar olsun, ister yüz yıl sonrasına. Yüz yıl dediğiniz ne ki?...
Paranın, ölümü erteleme gücü de yok sonra. Bu böyledir işte dünya yaratıldığından beri. Ne insanlar mezarlarına para götürebilecek, ne de şu kadar parası vardı diye yazacak mezar taşlarında.
Adam olmak istemiyorum belki sizin gibi. Milyonlarca lira içinde birkaç lirayı muhtaca vereceğim diye ter dökmek istemiyorum. Cebimdeki üç beş liranın yarısını vermek daha kolay geliyor. Fazla paranızdan kurtulmanızı size de tavsiye ederim.
Hayır... Bana kızmayın lütfen. İyilikten anlamayan biri gibi görmeyin beni. Yarınımı da benden fazla düşünmeyin.
Paranın gerekliliğini ben de biliyorum. Fakat niye yalan söyleyeyim, sizin kadar zaman bulamıyorum parayı, diplomayı, evi, arabayı, arsayı düşünmek için. Bosna `da, Keşmir `de, Filistin `de, Azerbaycan `da, Çeçenistan `da, Türkiye `de ölenleri düşünmekten vakit bulamıyorum bir türlü...
Hem sonra boş ver diyorum kendi kendime.
Ölüm yarından daha gerçek. Ve ölüme hazır olmak, yarına hazır olmaktan daha çok işe yarar. Ne de olsa, yakın bir zamanda öleceğim. Sizin gibi...

Emek

Bâkire düşüncelerin, ümitli bakışların sürmesini istiyorum!
Işık gibi sihirli o terin alınlardan akması değerli değil midir? Hayretle seyretmekten başka ne gelir elimden?
Şaşırmıyorum.
Çığlıkları hissetmeyi beklediğim bir zamanda bu kadar güzelliğin arasındayım. İnsan olarak şikayetçi olamam. Alevden aleve dönen sesin hareketinde hiç yanılmaması, ilâhi kudretin, kâinatta bir toz zerresi kadar değerli olmayan gölgelere ihsanı değil de nedir?
Beklemeden soruyorum...
Ömür, tercihsiz sorulara hazır mıdır?
O halde!
Birini suçlayabilmenin ekşiliğini, getirebileceği acıya tatmamalıyım. Hele dalgaların hesabı dururken...
Hiç!
Hayat, dudaklar arasında geçtikçe, tırmanılan eski merdivenleri ve yakalanmayan gemileri hatırlıyorum.
Geç kalmak da var!

3 Aralık 2012 Pazartesi

Poems of the Night 2.Baskı amazon.com 'da

 
 
Ahmet Yalçınkaya 'nın "Poems of the Night" şiir antolojisinin 2.baskısı amazon.com 'da.
İngilizce şiir okuyup modern Amerikan, İngiliz ve Avustralya şiirlerinden örnek görmek isteyenler http://www.amazon.com/Poems-The-Night-Ahmet-Yalcinkaya/dp/1440416273 adresini ziyaret edebilirler.
2nd edition of Ahmet Yalcinkaya 's anthology "Poems of the Night" now at amazon.com. Who reads English poems and wants to see samples of modern American, English and Australian poetry can visit the address http://www.amazon.com/Poems-The-Night-Ahmet-Yalcinkaya/dp/1440416273 .
A. Edip Yazar