22 Aralık 2012 Cumartesi

Onlar

Anlayamadım...
Kulaklarımda çınlayan hıçkırıkların, kafatasımda eriyen çığlıkların gizli bir öpüşle ağrıması neden olabilirdi belki.
Ruhuma hiç kalkan bulamamamın sebebi de aynıdır.
Mutluluğumdaki üzüntünün bir hüzün meyvesi gibi unutulması ise daha belirgin bir deneye benziyor.
Mevsimlerin sessiz kavgası bu sükûta işaret olmalı. Gölgelerde saklanan korkular başka türlü iklimlerin suçsuzluğunu gösteremez ki...
Anlayamadım bu yüzden.
Ve ağlayamadım.
Hayat iksirinden yoksun, imanın tadından mahrum olanların akıldan eksik olmadıklarını iddia etmelerini bir türlü anlayamadım.

Fark edemez ki onlar.
Gökler ve denizler arasında savrulan nefeslerin zerâfetini kaybetmesini bilemezler.
Onlar, titreyen bakışların taşları erittiğini hiç kavramadılar ki. Bu sızıyı ne gülümseyen saatlerin ne de değişen kitapların dindireceğini fark edemezler.

Bu yüzden...
Anlayamadım, bin ateşi söndüren ilaçtan mahrum edilmek istemelerini.
Belki de onları tedavi edecek gün kalmadı. Onlar için ötecek bir bülbül bile yok artık. Ebedî kayıplar listesine alınmak tek gayeleri olduğundan... Her şey o yüzden.

Korkularını onlara bırakmalıyım. O korkular ki onları çok severler. Izdıraplarına kurban kalmadığı için kaybettikleri korkuları.
Hayatlarının dipsiz kuyularında bulutlara karışmaları da, o yüzden değil mi zaten? Kendilerini güllerden ve bahçelerden ayırdıktan sonradır yollarının ateşten dağlara çıkması. Başka yer de yok ki; kendilerini sürgün ettiklerinden beri kuşlar saklamaz onları nasıl olsa.
Faydasızdır artık.
Vefasızlara, işkence edilmiş rüzgârın ya da kaybolmuş sevgililerin bir yararı olmaz. Hep beraber ruhlarımızın verdiği sözde durmayanlara neyin faydası olabilir?

Anlayamadım onları.
Ruhlarını göklerde ve denizlerde gezdirmek yerine bataklıklara sokmak istemelerini hiç bir zaman anlayamadım. İntiharın bu kadar korkuncu nasıl olur?
Faydasızdır her şey...
Ne ormanlar, ne nehirler.
Hiç bir şey kurtaramaz onları bu saatten sonra!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder